Hayatınızın Başrolü Senaryoda Yoksa: Main Character Syndrome
Günümüz dijital kültürünün en büyüleyici ve bir o kadar da sancılı yanı, herkese kendi hayatının yönetmeni ve başrol oyuncusu olma imkânı sunması. Sosyal medya akışlarımız, kendi imzamızı taşıyan birer sinema filmi gibi. Otobüs camından dışarıyı izlerken arkaya çaldığımız hüzünlü şarkı, kahvemizi yudumlarken verdiğimiz dertli pozlar ya da yaşadığımız en ufak krizde kendimizi bir trajedi kahramanı ilan etmemiz... Psikolojide ve popüler kültürde "Main Character Syndrome" (Başrol Sendromu) olarak adlandırılan bu durum, modern insanın yalnızlaşma hikâyesinin en şık kılıfı.
Kendi hikâyemizi önemsemek son derece insani. Ancak herkesin kendini "başrol", geri kalan herkesi ise kendi senaryosundaki birer "figüran" veya "kötü karakter" olarak görmeye başlaması, empatiyi hızla çürütüyor. Karşımızdakinin de kendi hayatında fırtınalar koptuğunu, onun da kendi filminde başrol oynadığını unuttuğumuzda, derin bağlar kurmak imkânsızlaşıyor. İlişkiler birer paylaşım alanı olmaktan çıkıp, birbirimizin seyircisi olduğumuz tek kişilik tiyatrolara dönüşüyor.
Kendini merkeze koymak bir özsaygı göstergesi gibi görünse de, sınır taşındığında ciddi bir benlik illüzyonu yaratıyor. Dünyanın bizim etrafımızda dönmediğini kabul etmek, bir yenilgi değil; aksine özgürleştirici bir farkındalıktır. Kamera açısını biraz genişletip sahnedeki diğer oyuncuları görmeye başladığımızda, sadece kendi anlatımızın kölesi olmaktan kurtuluruz.
Ana sayfaya dön